Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘türkçe’

Ondokuzuncu Milli Eğitim Şûrası’nda alınan ‘Osmanlıca’nın liselerde zorunlu ders olarak okutulması kararı epey tartışmalara sebep oldu. Hoş, bu yazıyı kaleme aldığım sırada bu karardan geri adım atıldığı yönünde bir haber de okudum ama hazır bu vesileyle bazı kanaatlerimi ifade etmek isterim.

Bir kere, niye ‘Osmanlıca’? Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğu’ndan tevarüs ettiği resmi dili değiştirmedi; o zaman da Türkçe yazılıp konuşuluyordu, şimdi de öyle. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Birkaç yıl önce sanal ortamda dolaşan kısa-uzun metinleri ve meram ifade etmek maksadıyla yazılan birkaç cümlelik paylaşımları gördükçe kahroluyordum. Kahroluyordum, çünkü internetle erken temas kurmuş ve ortalama tahsil seviyesi lise-üniversite olan insanlar Türkçe’nin kafasını gözünü yara yara yazıyorlardı. Bu durumu tenkit için o tarihlerde bir yazı yazmıştım ve “Hay Klavyene Eşekarısı Konsun” başlıklı o yazıyı sizlerle de paylaşmıştım.

Yıllardır canımı sıkan bu konuyu düşünür dururum. Nasıl canımı sıkmasın ki; (daha&helliip;)

Read Full Post »

Üç yıl kadar önce başka bir mecrada kaleme alınmış bu yazımı, geçerliliğini korumasına binaen yeniden köşeme taşıyorum.

“Dil ve konuşma konusunda ötedenberi ‘konuşma dili’ ve ‘yazı dili’ şeklinde bir ayırım yapılır. İnsan ana dilini ne kadar iyi kullansa da özellikle konuşurken, eğer bu konuda istisnai kişilerden değilse mutlaka dil sürçmesi olur, telaffuz hataları olur veya başka türlü hatalar olabilir. Ama eli kalem tutan, parmakları “klavyeye” dokunan herkes, hiç olmazsa yazarken bu hatalara düşmemeye dikkat eder.

Ne yazık ki, elektroniğe dayalı iletişim araçları yaygınlaştıkça insanlar, çoğunlukla da gençler yazı dilini adeta teklifsiz tekellüfsüz bir konuşma savrukluğu içinde kullanıyorlar. Cep telefonuyla kısa mesaj yazma imkanının ilk defa ortaya çıktığı zamanlarda bir şeyler yazmak gerçekten zordu. Bu zorluğu bir nebze de olsa azaltmak için bir dönem, kelimeler birkaç harfe sıkıştırılmış vekilleriyle temsil edilme yoluna bile gidilmişti.

Hadi o şartlarda bunu anlayabiliyorduk. Şimdi bu haberleşmelerin çoğu, yeterli büyüklükte “klavye”si olan bir bilgisayardan yapılıyor, telefonların ekranları büyüdü, üstelik pek çoğu da tuş takımını ekrana yansıtan ve dokunmatik olan cinsten. Buna rağmen yazı diline dikkat etmeme, hatta kelimeleri bile isteye yamultma furyası hız kesmiyor.

İnsan bekliyor ki, okuma yazmayı bilmenin yanında bilgisayar veya cep telefonu gibi gelişmiş bir elektronik aleti kullanabilecek becerisi olan insanlar -özellikle gençler- bu savrukça davranışlarının ne anlama geldiğini fehmedebilsinler ama ne gezer!. Böyle davranmakla kendi geleceklerini aşındırdıklarını onlara nasıl anlatmalı acaba!

İnsanın kişiliğini oluşturan pek çok bileşen vardır; örneğin çehresi, ses tonu, olaylara verdiği tepki biçimi, akıl yürütme tarzı, v.s. v.s.; liste uzar gider. Bunlardan biri de, hiç şüphesiz kendi anadilini yazıda ve sözde kullanışındaki özeni ve üslubudur. Yani, dilinizi ne kadar doğru, güzel ve zengin ifadelerle kullanabiliyorsanız, kişilik yapınıza o ölçüde değerli bir taş daha eklemişsiniz demektir. Ayrıca, hayat boyu sürecek insani kazanımlarımız veya kayıplarımız da kişiliğimizin kalitesi ile yakından ilgilidir.

Çocukken bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiğimizde, büyüklerimiz duruma göre önce tebessümle veya hayretle karşılar, sonra doğrusunun ne olduğunu söyleyerek hatalarımızı gidermeye çalışırlar. Bu düzeltmelerle anadilimize ait kelimeleri, ifade biçimlerini yıllar içinde oldukça doğru bir şekilde öğreniyoruz. Sonra okula başlamamızla birlikte, aile çevresinden daha dışarılara, yeni topraklara ayak basıyoruz. Bir süre sonra ergenlik çağı yaklaşıyor, ne oluyorsa o sıralarda oluyor ve dilimiz şaşılaşmaya başlıyor. “Güzel” olan “gussell” oluyor, “vay be!” gidiyor yerine “way be” geliyor, “evet” demeye dili dönmeyenler(!) “ewet” demeyi tercih ediyor..

Ne kadar akıllıca(!) bir süreç değil mi?! Önce yanlışlardan arınıp doğruyu öğrenmek için çabala, sonra herşeyi tersyüz ederek senin ve yakınlarının binbir emeğiyle elde ettiğin doğruları yamultmakla vakit geçir. Belki eğlenceli gibi görünüyor ama, ya sonra? Hayatın ileriki dönemlerinde bunun ne kadar yanlış olduğu anlaşıldığında düzeltmeye fırsat olur mu; hiç sanmıyorum.

“Ben ne yaptığımın farkındayım, gerektiğinde değme editöre taş çıkartacak kadar doğru imla ile yazmayı da bilirim” diye diklenen varsa..

Benden söylemesi…

Hiç beklemediğiniz bir anda, ‘klavye’de en çok yamulttuğunuz harfin tuşuna kocaman bir eşekarısı konarsa görürsünüz gününüzü!

Beyit:

Nüsha-i âşüfte-i divân-ı ömrüm sorma hiç
Hat galat ma’nâ galat imlâ galat inşâ galat
(Lâ-Edrî)”

.

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: