Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘ramazan’

Dört hafta önceki yazıda “hoş geldin Aylar Güzeli!” demiştik. İşte mehil bitti, vade doldu, iki kaş (hilal) arası süre göz açıp kapayıncaya kadar geçti gitti.

Hey mübarek!.. “İşte gidiyorum çeşmi siyahım / Aramıza ‘aylar’ sıralansa da” deyip yola revân oldu. Giderken de eli boş gitmedi, adeti olduğu üzere “diş kirası”nı da bırakıp gitti. O ne güzel diş kirası! diyelim ve buraya bir “mim” koyalım..

Tam bunları düşünüyordum ki; acaba dedim kendi kendime, gelen kim giden kim?! Biz hep kendimizi mukîm, Ramazan’ı misafir gibi görürüz. Halbuki bunun tam tersini düşünmek de pekala mümkün gibi geliyor bana. (daha&helliip;)

Read Full Post »

O kadim gelenek devam ediyor, senede bir ay minareler arasına mahya asılıyor; bunun için şükrediyorum. Durumdan vazife çıkarıp, iki gökdelen arasına mahya asan işgüzar henüz çıkmadığı için de şükrediyorum..

Şükür ki hala başkalarıyla paylaşmak üzere iftar sofraları kuruluyor, birileri nimetten payına düşenleri bildiğimiz ve bilmediğimiz şekillerde paylaşmaya devam ediyor. Fırsatı ganimet bilip, “tutamadığın oruç için FAKİR yaz dört haneli numaraya gönder, alan fakirin ıslak imzalı alındı belgesi cebine gelsin!” diyen bir paragöze rastlamadığım için de şükrediyorum..

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Üçaylar dediğimiz beşinci mevsimin gelmesiyle beraber, önce peşpeşe birer ay müddetle misafirimiz olan iki elçisi geldi. Ardından yavaş yavaş teşrifinin ayak seslerini hissettik ve nihayet gönüllerimizde hazır bekleyen tahtına geldi oturdu. Kudûmiyle şerefyâb olduk.. Hoş geldin, safâlar getirdin aylar güzeli; hem safâ bulduk, hoşbulduk!.

Ömür denen bu yolculuğun her bir yıllık menzilinde bizi bir ay müddetle bağrına basmak üzere Lâmekân illerinden ayağımıza gelip kurulan Kervansaray.. Bu yıl da bizi menzilsiz, konaksız, barınaksız bırakmadın, hoşgeldin!.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Her sene Ramazan’ın son üçtebirinde her evde bir telaş başlar. Bayram çöreği (kömbe de denir) için un, yağ, şeker, süt tedarik edilir. “Teşt”lerde hamur gayet katı kıvamda yoğurulur. Hali vakti yerinde olanlar hamuru sütlü ve tereyağlı yapar. Hamur hazır olunca evin çocukları yanlarına refakatçi olarak önceden kararlaştırılmış kafadarlarla birlikte yine önceden evin hanımının tercih ettiği fırına hamuru götürüp pişirme sırasını beklemeye başlar.

Hamur bırakıp gelinmez; zira sıra gelip çörekler piştiğinde bir an önce eve getirilip uygun şekilde dinlendirilmesi gerekir. Ayrıca o devirde barkod sistemi henüz icat edilmediği için hamurların karıştırılma ihtimaline karşı teyakkuzda olmak bakımından da başında beklemek kaçınılmazdı. Her ne kadar sürekli çalışan fırınlara ilave olarak neredeyse birkaç sokakta bir, bu zaman dilimine özgü geçici fırınlar kurulsa da mutlaka az-çok bir izdiham yaşanır.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

%d blogcu bunu beğendi: