Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘insan’

Bir yere koştuğu yok. O kendi mecrasında, -büyük ölçüde- dizginlerini elinde tutanların öngördüğü istikamet ve hızda gideceği yere gidiyor. Zannımca soruyu şu şekilde sormak daha faydalı: Biz o vasatta nereye koşuyoruz?

Bu sorunun cevabı, internetin ve sonrasında sosyal medyanın hayatımızın bir parçası haline gelmesinden itibaren konuya ilgi duyan kesimlerce tartışılıyor. Ekran karşısında uzun zaman geçirenlerin kas-kemik yapısındaki bozulmalardan, ruhi ve sosyal tahribatlara kadar bir dizi -bir kısmı kesinleşmiş- muhtemel sorunlar ve çareleri üzerine kafa yoruluyor.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

“Baharın gülleri açtı / Yine mahzundur bu gönlüm” diye başlar o şarkı. “Yine” denilişinden anlaşılıyor ki, bu sözün sahibi için ilk defa yaşanan bir durum değil bu; yani bir yanda açmış bahar gülleri öte yanda mahzun bir gönül hep tekrar edegelmiş. Dört mevsimden her birinin her insanın nezdindeki yeri farklı farklıdır; herkes kendi meşrebine göre bu dört mevsimden birini dört gözle bekler. Fakat, üzerine söylenen sözlere bakılırsa, baharı iple çekenlerin sayısının galip olduğu kolayca görülür.

Peki öteki baharda durum nasıl? Güller mi açar, mahzun mu oluruz; yoksa o zaman da birbirine zıt denebilecek duygular mı hakim olur?..

Mevsim mevsim gezen, iklim iklim dolaşan; (daha&helliip;)

Read Full Post »

İnsanlar hakkında genel manada iyi niyet beslesek bile herbirine aynı gözle bakmamız, aynı kefeye koymamız sözkonusu değildir. Gerek her birinin bize olan sıhrî bakımdan (hısımlık) yakınlık derecesine göre, gerek çeşitli vesilelerle sonradan tesis ettiğimiz ünsiyete uygun olarak, irtibat halinde olduğumuz insanların her biri anlam ve değer dünyamızda bir yere karşılık gelir ve o karşılık, o insanlara olan davranışımızın mahiyetini belirler.

Kimi insanlar hayatımızda gelip geçici bir yer işgal ederken, kimileri de onlarsız hayatın anlamsız olduğunu düşündürecek kadar ‘bizden biri’dir. Gelip geçici olanlar, her an her yerde karşımıza çıkabilir ve her an yerde izlerini kaybettirebilirler. (daha&helliip;)

Read Full Post »

İnsan insanın kurdudur (homo homini lupus) diye bilinen meşhur bir söz vardır. Doğru mudur eğri midir, o konuda birşey demiyeceğim ama daha başka bir şey söyleyeceğim: İnsan insanın hem arısı hem çiçeğidir. Yani âdemoğulları olarak herbirimiz kah arı olur çiçek peşinde koşarız, kah bir çiçek olur arı yolu gözleriz. Hiç olmazsa bir kısmı böyledir. Bir de çiçekle balla işi olmayanlar var.. Onları Yunus’a havale edelim;

Ne demişti Yunus Emre;
“Görmez misin sen arıyı her bir çiçekten bal ider / Sinek ile pervânenin yuvasında bal olmaya”.

Bu deyiş sanki benim sözümü boşa çıkarır gibi görünüyorsa da öyle değil. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Başlayan her şey bir gün biter. Ve doğan her canlı bir gün ölür.. İşte güneş; gözümüzün önünde hergün ölüp ölüp diriliyor. İşte bizzat kendimiz; her gece yeniden ölüp her sabah yeniden dünyaya gözümüzü açmıyor muyuz!. Şu var ki, bu dirilip ölmelerin bir seferinde, bir daha “marş basmayacak”. Zaman duracak.. Bizim için de öyle, güneş için de, her varlık için de..

Şair buyurmuş ki;
“O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler – (Hayâlî Bey)”

Yani; (daha&helliip;)

Read Full Post »

Mendilden biraz büyük bir pencere.. Toprak damlı yerden yapma evin üç odasından birinde sofaya bakar. Adı pencere de olsa ömrü boyunca bir kere bile güneşle gözgöze gelmemiş.. Pencerenin baktığı sofanın üstünü örten damla, avlunun bir kenarına sıralanmış leylak ve incir ağacı yüzünden ancak sağdan soldan yansıyan ışıkla güneşin varlığından haberdar olabiliyor. Günışığının ‘suyunun suyundan’ kapabildiği ölçüde bir avuç da odaya boşaltıyor..

Pencerenin hemen yanında, duvara asılı ve oldukça sade bir camekanın içinde bir çalar saat vardır. Her akşam ezanında kurulur, ve günün kısalmasına-uzamasına göre birkaç dakikalık düzeltme ile yeniden saat beş’e ayarlanır. O yıllar, henüz büyük ölçüde, günün akşam ezanı ile bittiği ve yeniden başladığı yıllardı. Saate el sürmeye yalnızca dedem yetkili olsa da tik-tak’ları ve gösterdiği vakitler herkese açıktı.. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Daha önceki aylarda aday adayları, şimdilerde ise adaylar bir yandan halkın dertlerini, taleplerini dinlerken aynı zamanda -olduğu kadarıyla- projelerini ve nasıl bir belediye başkanı profili çizeceklerini anlattılar, anlatıyorlar. Bu hengâmede dikkatimi çeken hususlardan biri, çoğu adayın seçildikleri takdirde halka her daim kapıyı açık tutacaklarını beyan etmeleridir. O “halk”ın bir ferdi ve sıradan bir insan olarak, eğer laf olsun diye söylenen boş bir vaat değilse, bunun yanlış bir tutum olduğunu düşünüyorum. Olmayacak duaya “âmin” olarak görüyorum.

Sebebine gelince; bir kere halka ‘ferden ferdâ’ o kadar zaman ayıran bir başkan ne zaman fırsat bulup da çalışacak, proje geliştirecek; bu önemli bir soru işaretidir. Sonra; halk belediye başkanını sık sık görecek de ne olacak, başı göğe mi erecek? Benim gözettiğim husus, başkanın emanete sahip çıktığından ve emaneti kurda kuşa yem etmediğinden şüphe etmemek, ‘rant’ baskısına boyun eğmediğini bilmek, kendisi ve maiyetinde çalışanların dolaylı dolaysız her türlü yolsuzluktan ârî olduğundan emin olmak, ayırım gözetmeden her bir hemşehrisine yerel hizmetleri evrensel standartlarda sağlamaya çalıştığına inanmaktır. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: