Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Başlayan her şey bir gün biter. Ve doğan her canlı bir gün ölür.. İşte güneş; gözümüzün önünde hergün ölüp ölüp diriliyor. İşte bizzat kendimiz; her gece yeniden ölüp her sabah yeniden dünyaya gözümüzü açmıyor muyuz!. Şu var ki, bu dirilip ölmelerin bir seferinde, bir daha “marş basmayacak”. Zaman duracak.. Bizim için de öyle, güneş için de, her varlık için de..

Şair buyurmuş ki;
“O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler – (Hayâlî Bey)”

Yani; (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bıldır bu zamanlar Maraş Times okurlarıyla hasbihale başlamışız. Şura senin bura benim derken küçük bir yılı geride bırakmışız. Zannediyorum, yazılarımı takip edenlerin az bir kısmı beni şahsen de yakından tanıyan dostlarım, ahbaplarımdır. Yine az bir yekun tutan kısmı da şöyle böyle aşinalığımız olup hakkımda iyi-kötü bir fikri olanlardır. Geriye kalan ve çoğunluğu teşkil eden okuyucuların kim olduğumu merak ettiklerini farz ederek birkaç kelam etmek isterim.

Bir okuyucunun günün birinde, yazılarına istinaden hakkında kanaat edindiği yazarla tanışması vaki olduğunda göstereceği tepki üç türlü olabilir: (daha&helliip;)

Read Full Post »

“Kökünü kazıyacağız!” çıkışının üzerinden bir gün bile geçmeden Twitter’a erişime sınırlama getirildi. Çok sürmeyen ilk şaşkınlığın ardından, kapıdan giriş imkanı bulamayanlar pencereden bacadan girmenin yolunu keşfediverdi. ‘Nerede kalmıştık?!’ diyerek yazıp çizmeye ve salvolara kaldığımız yerden devam ettik.

Doğrusu, bu yasakla tam olarak ne amaçlandığını kestirmekte zorlanıyorum. İlk elde yazılıp söylenen şeylerin meseleyi tam olarak izah etmediği kanaatindeyim. Hatta bu kanaatimi, sezgilerime de danışarak “bir taşla iki “kuş”” şeklinde de ifade ettim. Yanılıp yanılmadığımı da zaman gösterecek.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Cazibe katsayısı yüksek sözlere ve bunlar etrafında örülen vaadlere oldum olası mesafeli durmayı itiyad etmişimdir. Hürriyet anlamında kullanılan ‘özgürlük’ ve mutluluk kavramları bu sözlerin başında gelir. Fakat herkes böyle düşünmüyor olmalı ki, bu değerleri Cuma namazı çıkışında fî-sebîlillah dağıtılan ‘mayam şerbeti’ ile karıştırıp her teklif edildiğinde cazibesine dayanamayıp “üzerine atlayanlar” hiç de az değil. Dahası, bizim zaafımız sayesinde bu kavramlar öyle acaip bir alışverişe konu ediliyor ki tarihte bir örneği var mıdır bilmiyorum.

Önce, bu alışverişi ihdas edene şöyle esaslı bir şapka çıkaralım!. Öyle bir alışveriş ki, şeytani bir deha ile adım adım kurulan bu tezgahta, satan da alan da aynı taraftır. Bu mahir tezgahtarın kendi satıp kendi aldığı metânın parasını/bedelini ödeyip “bir şey” aldığına ikna edilen taraf da biziz. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Birileri bu coğrafyayı bize dar etmek için elinden geleni ardına koymuyor. Öyle görünüyor ki, geçen yazımda değindiğim, ‘gündemin göbek taşına oturan’, yolsuzluk mudur, operasyon mudur her ne hal ise, bu karabasanın oturduğu yerden kalkması biraz zaman alacağa benzer. Neyin ne kadar kırılıp döküldüğünü de belki hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğiz. Fakat kesin olan şu ki, bu badirenin sonunda bu kabak hepimizin başında patlayacak; ne sadece sövdüklerimizin başında, ne de sadece bize sövenlerin başında..

Meydana gelmesi muhtemel, hatta bir kısmı şimdiden kesin olan bir takım zarar-ziyanı er-geç telafi edebiliriz. Lakin, eğer fevri davranışlardan kaçınmazsak, ağzımızdan çıkanı kulağımız duymazsa telafisi olmayan insani ve sosyal hasarlarla karşılaşmamızdan korkarım. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Geride bıraktığımız haftanın ortalarında, belki meseleyi önceden bilen bir avuç insan hariç, herkesi şaşkına uğratan malum mesele gündemin göbek taşına bağdaş kurup oturdu. Taraflar karşılıklı hamlelerini yapıyorlar, ahali de meşrebine ve kendini konumlandırdığı yere göre yazıyor konuşuyor.. Bundan öncekiler gibi, bir süre sonra bu mesele de şu veya bu şekilde bağdaş kurduğu yerden kalkıp gündemi ya terk eder ya da gözden ırak bir köşeye çekilir, konuşulmaz olur.

Peki, bundan sonra ne olur? Ne olacağını bilemem ama şunu söyleyebilirim; aklımızı başımıza almazsak böyle hadiselerle daha çok karşılaşırız, bu kesin! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Meğer ne dayanılmaz bir çiğköfte hayranlığımız varmış! Yıllar boyu bu duygumuzu nasıl da ustalıkla bastırmışız yahu! Aşk olsun bize! Çok şükür, hayırsever birileri leğeni koltuğa alıp öncülük etti de işi gücü çiğköfte satmak olan işyerleri ile tanıştık. Bu sayede, iki sıkım çiğköfte yemek için, ya bu konuda hüner sahibi bir dostun hamiyetini beklemek, yahut bazı lokantaların vitrinine iliştirilen “feşmekanca gün çiğköfte günüdür” levhasının işaret ettiği zaman dilimine mahkum olmaktan kurtulduk. Çarşı pazarımız,  maharetini kaptığı gibi yurdun dört bir yanından gelmiş, mütevazi bir dükkan donatıp heveslisine (dikkat buyurun; meraklısına veya erbabına demiyorum!) canı çektiği anda ziyafet sunmaya azimli esnafla doldu. Ne kadar minnettar olsak yeridir, berhudar olsunlar!

Ben yine de her ihtimale karşı; gerek bilmem nereli “filanca usta” olarak tanıtılan çiğköfte üstadlarının, gerekse bir çoğu “çiğ” renklerle boyanıp süslenmiş çiğköfteci dükkanlarının pıtrak gibi çoğalmasını gördükçe “bu işin altında bir iş var” diye epeyce kafa yordumsa da kesin bir sonuca varamadım. Bir dönem televizyonlarda sıra sıra yayınlanan Urfa Sıra Geceleri’nde bugünlerin alt yapısı mı hazırlandı, yoksa Meclis tavanına uzanan bir özgeçmişe mi sahip, henüz çözebilmiş değilim.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: