Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Toplum-Siyaset’ Category

16 Nisan’da yapılan halkoylaması tahminimin altında bir oranla, %51,4 Evet ve %48,6 Hayır şeklinde sonuçlandı. Genelde Hayır cephesi, özellikle de  CHP’nin yargı, medya ve diğer kanallardan sonuca itirazları ve ‘tepki arayışları’ (TBMM’den çekilme alternatifinin konuşulmasını hatırlayalım) memnuniyetsizliğin ileri düzeyde olduğunu düşündürüyor.

Bu sürecin en fazla CHP’yi zora soktuğunu düşünüyorum. Bu durum da memnuniyetsizliği anlaşılır kılıyor. CHP ile aynı tercihte buluşan diğer parti ve siyasi çizgi temsilcileri zaman içinde toplumun kendilerine münasip gördüğü kulvarı bir şekilde bulur ve orada çekirdek çitlemeye devam ederler. Bilhassa CHP üstünde durmamın sebebi (daha&helliip;)

Read Full Post »

Şayet 16 Nisan’da yapılacak halkoylamasında benim beklediğim gibi yüzde ellinin bariz şekilde üstünde ‘Evet’ oyu çıkarsa vatandaşın gündelik hayatında akşamdan sabaha çok mühim değişiklikler tabii ki olmayacak. Yine 1 kilogramın karşılığı 1000 gram olacak, yine nominal olarak 1 gün 24 saatten, 1 kilometre 1000 metreden, 1 Lira 100 kuruştan işlem görecek. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Tarih 8 Ağustos 2014. O zamanlar düzenli sayılabilecek aralıklarla kendi çapımda yazıyormuşum. Yaklaşık üç yıl öncesini gösteren o tarihteki yazımın başlığı şu: “Tarihin Döküldüğü Demlerdeyiz”. O günden bugüne gerek ülke olarak bizzat yaşadığımız gerekse bizim dışımızda (bizimle bağlantılı veya bağlantısız) gelişen/yaşanan dünya olaylarına baktığımda o yazıdaki kanaatlerimi bugün de muhafaza ediyorum. Süreç gelişerek devam ediyor. Şöyle ki:

(daha&helliip;)

Read Full Post »

“Birinci husus: Tarihin görünmez eli, bir süredir Türk Milleti’ni bir kere daha rüşdünü ispata zorluyor. Uzun zamandır, genlerimizden gelen, tarih yapmada aktif rol alma vasfımızı bir kenara bırakmıştık ve/veya kenara it(il)miştik. Şimdi bu damarımız yeniden depreşti ve sahaya inmeye hevesliyiz. Ama tarihin gözünden bir şey kaçmaz; uzun zamandır oyunda-oynaşta olduğumuzu, paslandığımızı, hamladığımızı hatta bunun için gerekli hasletlerimizin önemli ölçüde yıpranıp pörsüdüğünü bal gibi biliyor. O yüzdendir ki, bizi tam manasıyla sahaya sürmeden evvel çetin bir imtihandan geçiriyor. Sınavı geçip rüşdümüzü ispat ettik ettik, yook “dökülürsek” ne kadar süreceğini kestiremeyeceğimiz yeni bir “öğren de gel!” dönemi bizi bekliyor olacak.”

“Tarihin Döküldüğü Demlerdeyiz” başlıklı yazımdan bir paragraftı okuduğunuz.. Bunu ne zaman yazmışız? Tam iki yıl önce. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir yere koştuğu yok. O kendi mecrasında, -büyük ölçüde- dizginlerini elinde tutanların öngördüğü istikamet ve hızda gideceği yere gidiyor. Zannımca soruyu şu şekilde sormak daha faydalı: Biz o vasatta nereye koşuyoruz?

Bu sorunun cevabı, internetin ve sonrasında sosyal medyanın hayatımızın bir parçası haline gelmesinden itibaren konuya ilgi duyan kesimlerce tartışılıyor. Ekran karşısında uzun zaman geçirenlerin kas-kemik yapısındaki bozulmalardan, ruhi ve sosyal tahribatlara kadar bir dizi -bir kısmı kesinleşmiş- muhtemel sorunlar ve çareleri üzerine kafa yoruluyor.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Sanayi alanında, başlangıcından bugüne giderek hızlanan gelişmeler, bu alanda öncülüğü kimselere kaptırmayan Batı’nın, imtiyazdan sömürgeciliğe, işgale kadar perde önünde ve arkasında her yöntemi kullanarak dünyanın geri kalan bölgelerindeki zenginlikleri kendi dünyasına taşıma açgözlülüğünün artarak devam ettirilmesini hayati zorunluluk haline getirdi. Bugün geldiğimiz noktada istesek de, isteseler de başka türlü davranamazlar, bu sarmalın içinden kısa vadede ne kendileri çıkabilir, ne de ‘av’ları olarak gördükleri bizlerin çıkmasına göz yumarlar.

Bu yüzdendir ki, (daha&helliip;)

Read Full Post »

Nedir nâ-şâyeste olan derseniz; söyleyeceklerim, bu kelimeyi sıkça kullanan şairimizle alakalı olduğundan başlığa çekmeyi uygun gördüm. Medeniyetimizin söz şubesini inşa etmede çok harcı bulunan, birçoğumuzun bildiği, bir kısmımızın kısmen âşinâ olduğu, büyük bir kısmımızın da en azından adını duyduğu bir zât, Şanlıurfa’lı şâir Nâbî ile alakalı küçük bir mâruzâtım var..

Nâb’inin vasfı şairlikle sınırlı değil şüphesiz, fakat işin o kısmına ayrıca girmeyeyim; zaten kendi beyanıyla sabittir ki buna ihtiyacı da yok. Bakınız ne diyor; (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: