Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘İnsana Dair’ Category

Yaygın bir sorun kişi ya da  zümre bağlamında tartışılıyorsa bilinmelidir ki o sorunun çözülmesi istenmiyor demektir. Bu sorun veya sorunlar ister aile ya da işyeri gibi dar topluluklarda başgösteren türden olsun, isterse bir kavmi, toplumu ilgilendirsin, durum böyledir. Hatta uluslararası düzeyde tüm insanlığı ilgilendiren sorunlar için de bu önermenin büyük ölçüde geçerli olduğunu söyleyebiliriz.

Adı sanı belli bir sorunun gerçekten çözülmesini istemeyen -bazan bilerek, isteyerek bazan da derin kurnazlık içgüdüleriyle farkında olmadan- bunu mutlaka bir kişi veya zümre bağlamında tartışmaya açar. Çünkü her sorun bir veya daha fazla açık kapı sayesinde varlığını sürdürür ve varlığı sürdükçe de ya nemalanma sebebidir ya da istismara uygun durumlar/sonuçlar üretir. Eğer sorun gerçekten bertaraf edilirse ‘bizim kurnaz’ ne ile geçinecektir?! (daha&helliip;)

Read Full Post »

İstanbul Boğazı’na takılan ilk gerdanlık (1974’te hizmete girmesinden itibaren uzun süre öyle anılageldi) olan 15 Temmuz Şehitler köprüsünün Topkapı Sarayı’ndan bakıldığında sol ayağı Ortaköy’den, sağ ayağı ise Boğaz’ın Anadolu yakasındaki Beylerbeyi’nden yükselir.

Gerçi tam bir yıl önce bugünlerde, ismi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilen bu köprü gerdanlık olmaktan çıkıp milletin boğazını sıkan bir urgana dönüşmek üzereyken ciddi bedeller ödenerek -çok şükür- o bâdire atlatıldı. Biz de merhum Akif’in (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir yere koştuğu yok. O kendi mecrasında, -büyük ölçüde- dizginlerini elinde tutanların öngördüğü istikamet ve hızda gideceği yere gidiyor. Zannımca soruyu şu şekilde sormak daha faydalı: Biz o vasatta nereye koşuyoruz?

Bu sorunun cevabı, internetin ve sonrasında sosyal medyanın hayatımızın bir parçası haline gelmesinden itibaren konuya ilgi duyan kesimlerce tartışılıyor. Ekran karşısında uzun zaman geçirenlerin kas-kemik yapısındaki bozulmalardan, ruhi ve sosyal tahribatlara kadar bir dizi -bir kısmı kesinleşmiş- muhtemel sorunlar ve çareleri üzerine kafa yoruluyor.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Aşağıda iktibas ettiğim satırlara bir kulak verelim önce:

“Küslük… Bugün bir vesile ile bunu düşündüm.

Ben küs olmayı sevmiyorum. Haklı da olsam sesimi çıkarmam, genellikle durumu kurtarmaya çalışırım. Aşırı celâlli tartıştığım hiç olmamıştır ama yine de küs olmayı hiç sevmem. Hiç ama hiç..

Oturup soğuk planlar yapamam. Beddua edemem. Ya da karşıdan hamle bekleyemem. Çoğu kişiyi sırf bana ayak bağı olmasın diye, önce içimden sonra da dilimle affederim.  Bunu “aa ne kadar da derviş kişilikli biriyim. Nasıl da erdemliyim. Ölesiye iyiyim.” demek için demiyorum. Hayat ne kadar kısa diye söylüyorum.

Orkidem bu yıl 2. Kez açtı. Öylesine kısa. Küçücük kuzenlerim evlendi anne-baba oldu. Öylesine kısa.. (daha&helliip;)

Read Full Post »

İnsanlar olarak duygu coğrafyamızın yeknesaklığı ortadan kaldıran bir takım iniş çıkışları vardır. Bunları, daha iyi bir benzetme bulana kadar şimdilik, gözümüzün görmeye alışık olduğu fizikî coğrafyanın unsurlarına benzetebiliriz. Mesela, tıpkı yeryüzü coğrafyasında tepe, dağ, yayla gibi farklı özellikte yükseltilerin ferahlamayı, iç huzurunu, âsudeliği; çukur, kuyu, mağara gibi basık ve sıkıcı mekanların kasveti, meşakkati, yerine göre çaresizliği çağrıştırdığı gibi duygularımızın bir kısmı, bize onları daha sık yaşama/idrak etme arzusu verir, bir kısmı da elimizde olsa bir daha yaşamak istemediğimiz “selamün kavlen…” sınıfındandır. Dikkat edilirse, (daha&helliip;)

Read Full Post »

“İnsanoğlu ne kadar da nankör!”. Öyle mi gerçekten? Evet, hatırı sayılır bir kısmı öyle..

Bir insan için başka bir insanın nankör olup olmaması ne zaman önemli hale gelir? Şayet nankörlük belirtileri gösteren kişiyi, peşinen ‘yabana atılmayacak’, görmezden gelinmeyecek biri olarak görüp, davranış ve/veya tepkilerini sizin ona atfettiğiniz değere uygun olarak göstereceğini öngördüğünüz halde umduğunuzu bulamıyorsanız önemli olur. Çünkü bir anlamda sizi kendisi hakkında hayal kırıklığına uğratmış gibi olur. Bu gibi durumlarda o kişiye değer atfetmede gereksiz bir bonkörlük yapmış da olabilirsiniz, bu ayrı bir mesele, bunu da gözden kaçırmamak lazım tabii ki..

Nankörlük dedikse o da sınırları çok belirgin ve dar bir alana sıkışmış bir ‘arıza’ değil; ihmal, gaflet gibi hafif ‘görme bozukluğu’ndan başlayıp iyilik için uzanan eli ısırmaya ve daha ötesine kadar uzanan dereceleri var. Arıza derinleştikçe şüphesiz yaratacağı şaşkınlık ve hüsran da o nispette etkili ve büyük olacaktır.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Dindarlık bir dönem itilip kakılmış olsa da bu toprakların asli değeri olma vasfını hiçbir zaman kaybetmedi. Belli alanlara hapsedilmek istendi, bastırılmak istendi, kamusal alanın mahiyetini tanzim edenler tarafından “bana görünme de kime görünürsen görün” muamelesine tabi tutuldu ama her halukarda bu dinin mensupları tarafından sahiplenildi ve hayatiyetini devam ettirdi.

Son yıllarda sadece bizde değil dünyada da, sadece İslamiyet değil genel manada hak veya batıl din(ler)e ve onların ortaya koyduğu öğretilere ilginin artmasına paralel olarak ülkemizde de din ve dindarlık daha görünür hale geldi, kamusal alanda kendine daha rahat yer bulmaya başladı.

Gelin şöyle bir teşbihle başlayalım; (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: