Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Hayata Dair’ Category

Tarih 8 Ağustos 2014. O zamanlar düzenli sayılabilecek aralıklarla kendi çapımda yazıyormuşum. Yaklaşık üç yıl öncesini gösteren o tarihteki yazımın başlığı şu: “Tarihin Döküldüğü Demlerdeyiz”. O günden bugüne gerek ülke olarak bizzat yaşadığımız gerekse bizim dışımızda (bizimle bağlantılı veya bağlantısız) gelişen/yaşanan dünya olaylarına baktığımda o yazıdaki kanaatlerimi bugün de muhafaza ediyorum. Süreç gelişerek devam ediyor. Şöyle ki:

(daha&helliip;)

Read Full Post »

“Birinci husus: Tarihin görünmez eli, bir süredir Türk Milleti’ni bir kere daha rüşdünü ispata zorluyor. Uzun zamandır, genlerimizden gelen, tarih yapmada aktif rol alma vasfımızı bir kenara bırakmıştık ve/veya kenara it(il)miştik. Şimdi bu damarımız yeniden depreşti ve sahaya inmeye hevesliyiz. Ama tarihin gözünden bir şey kaçmaz; uzun zamandır oyunda-oynaşta olduğumuzu, paslandığımızı, hamladığımızı hatta bunun için gerekli hasletlerimizin önemli ölçüde yıpranıp pörsüdüğünü bal gibi biliyor. O yüzdendir ki, bizi tam manasıyla sahaya sürmeden evvel çetin bir imtihandan geçiriyor. Sınavı geçip rüşdümüzü ispat ettik ettik, yook “dökülürsek” ne kadar süreceğini kestiremeyeceğimiz yeni bir “öğren de gel!” dönemi bizi bekliyor olacak.”

“Tarihin Döküldüğü Demlerdeyiz” başlıklı yazımdan bir paragraftı okuduğunuz.. Bunu ne zaman yazmışız? Tam iki yıl önce. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Aşağıda iktibas ettiğim satırlara bir kulak verelim önce:

“Küslük… Bugün bir vesile ile bunu düşündüm.

Ben küs olmayı sevmiyorum. Haklı da olsam sesimi çıkarmam, genellikle durumu kurtarmaya çalışırım. Aşırı celâlli tartıştığım hiç olmamıştır ama yine de küs olmayı hiç sevmem. Hiç ama hiç..

Oturup soğuk planlar yapamam. Beddua edemem. Ya da karşıdan hamle bekleyemem. Çoğu kişiyi sırf bana ayak bağı olmasın diye, önce içimden sonra da dilimle affederim.  Bunu “aa ne kadar da derviş kişilikli biriyim. Nasıl da erdemliyim. Ölesiye iyiyim.” demek için demiyorum. Hayat ne kadar kısa diye söylüyorum.

Orkidem bu yıl 2. Kez açtı. Öylesine kısa. Küçücük kuzenlerim evlendi anne-baba oldu. Öylesine kısa.. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Nedir nâ-şâyeste olan derseniz; söyleyeceklerim, bu kelimeyi sıkça kullanan şairimizle alakalı olduğundan başlığa çekmeyi uygun gördüm. Medeniyetimizin söz şubesini inşa etmede çok harcı bulunan, birçoğumuzun bildiği, bir kısmımızın kısmen âşinâ olduğu, büyük bir kısmımızın da en azından adını duyduğu bir zât, Şanlıurfa’lı şâir Nâbî ile alakalı küçük bir mâruzâtım var..

Nâb’inin vasfı şairlikle sınırlı değil şüphesiz, fakat işin o kısmına ayrıca girmeyeyim; zaten kendi beyanıyla sabittir ki buna ihtiyacı da yok. Bakınız ne diyor; (daha&helliip;)

Read Full Post »

İnsanlar olarak duygu coğrafyamızın yeknesaklığı ortadan kaldıran bir takım iniş çıkışları vardır. Bunları, daha iyi bir benzetme bulana kadar şimdilik, gözümüzün görmeye alışık olduğu fizikî coğrafyanın unsurlarına benzetebiliriz. Mesela, tıpkı yeryüzü coğrafyasında tepe, dağ, yayla gibi farklı özellikte yükseltilerin ferahlamayı, iç huzurunu, âsudeliği; çukur, kuyu, mağara gibi basık ve sıkıcı mekanların kasveti, meşakkati, yerine göre çaresizliği çağrıştırdığı gibi duygularımızın bir kısmı, bize onları daha sık yaşama/idrak etme arzusu verir, bir kısmı da elimizde olsa bir daha yaşamak istemediğimiz “selamün kavlen…” sınıfındandır. Dikkat edilirse, (daha&helliip;)

Read Full Post »

Yıl 2014, aylardan Ocak… Birbirimizi anlamadaki sorunlarımız ve kavram kargaşası üzerine bir yazı yazmışım. O tarihlerde daha henüz bugünkü gibi bir hercümerc hali yok, herşey yolunda gidiyor gibi gözüküyorken.. Ortada fol yok yumurta yokken..

Aradan birbuçuk yıl geçti, şimdi taşların yerinden oynadığı, büyük altüst oluşların yaşandığı çok zorlu bir dönemden geçiyoruz. O gün dile getirdiğim, ama o rehavetle çok üstünde durulmayan arızalar suyüzüne değil ayyûka çıktı. Çok açık ve net olarak sınırlarının tarif edilmiş olduğunu düşündüğümüz “barış” ve “terör”ün ne idüğü, nerde başlayıp nerde bittiği konusunda bile bir toplumsal uzlaşma sağlayabilmiş değiliz.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

“İnsanoğlu ne kadar da nankör!”. Öyle mi gerçekten? Evet, hatırı sayılır bir kısmı öyle..

Bir insan için başka bir insanın nankör olup olmaması ne zaman önemli hale gelir? Şayet nankörlük belirtileri gösteren kişiyi, peşinen ‘yabana atılmayacak’, görmezden gelinmeyecek biri olarak görüp, davranış ve/veya tepkilerini sizin ona atfettiğiniz değere uygun olarak göstereceğini öngördüğünüz halde umduğunuzu bulamıyorsanız önemli olur. Çünkü bir anlamda sizi kendisi hakkında hayal kırıklığına uğratmış gibi olur. Bu gibi durumlarda o kişiye değer atfetmede gereksiz bir bonkörlük yapmış da olabilirsiniz, bu ayrı bir mesele, bunu da gözden kaçırmamak lazım tabii ki..

Nankörlük dedikse o da sınırları çok belirgin ve dar bir alana sıkışmış bir ‘arıza’ değil; ihmal, gaflet gibi hafif ‘görme bozukluğu’ndan başlayıp iyilik için uzanan eli ısırmaya ve daha ötesine kadar uzanan dereceleri var. Arıza derinleştikçe şüphesiz yaratacağı şaşkınlık ve hüsran da o nispette etkili ve büyük olacaktır.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: