Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Hayata Dair’ Category

İnsanın bir şeye vukûfunun derecesi, o şeyi ne kadar kuşatıcı bir şekilde ve yanıltıcı etkilerden arınmış olarak ‘gördüğüne’ bağlıdır. Ve tabii bu ifadede ‘görmek’ sadece göze atfedilen bir algılama olarak değil bütün duyu ve algılama imkanları ile (his ve duyuş dahil) farketme, değerlendirme, teşhis ve tesbit etme süreci anlamında kullanılmıştır.

Şöyle bir modelleme yapalım: (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Kısa kısa değineyim..

Bildiğiniz gibi zaman zaman Türkiye’nin ve toplumun gidişâtına dair çok da içaçıcı olmayan tespitlerimi kanaatlerimi sizlerle paylaşıyorum. Bundan muradım ne kimseye had bildirmektir ne de tek başıma herşeyi düzelteceğim vehmidir. Sebep şudur;

İnsan ancak ya kendiliğinden ya da hatırlatıldığında, mükellefiyitini idrak edebildiği ve gereğini yapma gayreti gösterdiği kadar insandır. Ben de bu milletin, bu toprakların nimetleriyle var olabildiğim bilinci ve bunun yüklediği sorumlulukla gördüğüm yanlışları, aksaklıkları muhtelif vesilelerle sivri ya da yumuşak üslupla dile getirdim. Üstelik de bunları çok daha derinlemesine görmesi gerekenlerin körlüğünü, sağırlığını, basiretlerinin bağlanmışlığını gördüğüm halde epey çırpındım. Sorumluluğumu yapmış olmanın vicdani rahatlığı içinde belki son bir iki şey söylemem gerekirse;

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

Atını Nalladı Felek Düştü Peşimize. Kitabın adı bu. İlk duyduğumda ürpertti beni. Kendi kendime dedim ki; “Yahu bu nasıl bir söz! Adı bu olan bir kitabın münderecâtı kesinlikle lâletta’yin bir şey olamaz.” Ama acep ne ola ki? Vakit kaybetmeden temin edip okuma hissi uyandırdı bende. Derhal atımı nallayıp düştüm kitabın peşine..

Ulaşabildiğim kitaphane ve kütüphanelerde attan naldan bir iz yoktu. İnternette yaptığım araştırmadan da elle tutulur sonuç çıkmadı. Yalnız, yazarın Kirkor Ceyhan olduğunu öğrenip kitabın içeriği hakkında kısa bir arka kapak özetine muttali oldum. Bir gün elbet bir sahafta veya ekmeğinin peşinde el arabası ile eski kitap satan bir sokak satıcısında karşıma çıkar diyerek hevesimin atını yemleyip hana bağladım.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Geride bıraktığımız Kurban Bayramı’nda Maraş’a seyahatimizi trenle yapmaya karar verdik. Aslında uzun mesafeli bir tren yolculuğunu iki yıl önce de aklımdan geçirmiştim fakat akîm kalmıştı. Zira hızlı tren projelerinin havada uçuştuğu o günlerde Adana’nın doğusunda kalan hatlarda iyileştirme çalışmaları vardı ve seferler askıya alınmıştı. Kısmet bu zaman imiş.

İstanbul’dan Kahramanmaraş’a trenle ilk yolculuk tecrübemin üstünden yaklaşık otuz yıl geçti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Her bayramda, bir taraftan o bayramın ihdâs edilme sebebi, nasıl kutlanacağı, nelerin tefekkür edileceği ilgili uzmanlarca tekrar tekrar anlatılır. Örneğin Kurban Bayramı’nda;

Hocaefendiler vaaz, hutbe ve sohbetlerinde kurban kesmenin mükellefiyet şartlarından başlayıp, etinin taksimatına ve dağıtımına hatta derisinin ne yapılacağına dair bir dizi hüküm ve tavsiye vaz’ederler.

Bir ara televizyonu açarsınız; (daha&helliip;)

Read Full Post »

Yaygın bir sorun kişi ya da  zümre bağlamında tartışılıyorsa bilinmelidir ki o sorunun çözülmesi istenmiyor demektir. Bu sorun veya sorunlar ister aile ya da işyeri gibi dar topluluklarda başgösteren türden olsun, isterse bir kavmi, toplumu ilgilendirsin, durum böyledir. Hatta uluslararası düzeyde tüm insanlığı ilgilendiren sorunlar için de bu önermenin büyük ölçüde geçerli olduğunu söyleyebiliriz.

Adı sanı belli bir sorunun gerçekten çözülmesini istemeyen -bazan bilerek, isteyerek bazan da derin kurnazlık içgüdüleriyle farkında olmadan- bunu mutlaka bir kişi veya zümre bağlamında tartışmaya açar. Çünkü her sorun bir veya daha fazla açık kapı sayesinde varlığını sürdürür ve varlığı sürdükçe de ya nemalanma sebebidir ya da istismara uygun durumlar/sonuçlar üretir. Eğer sorun gerçekten bertaraf edilirse ‘bizim kurnaz’ ne ile geçinecektir?! (daha&helliip;)

Read Full Post »

İstanbul Boğazı’na takılan ilk gerdanlık (1974’te hizmete girmesinden itibaren uzun süre öyle anılageldi) olan 15 Temmuz Şehitler köprüsünün Topkapı Sarayı’ndan bakıldığında sol ayağı Ortaköy’den, sağ ayağı ise Boğaz’ın Anadolu yakasındaki Beylerbeyi’nden yükselir.

Gerçi tam bir yıl önce bugünlerde, ismi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilen bu köprü gerdanlık olmaktan çıkıp milletin boğazını sıkan bir urgana dönüşmek üzereyken ciddi bedeller ödenerek -çok şükür- o bâdire atlatıldı. Biz de merhum Akif’in (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: