Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Hatıra’ Category

 

Atını Nalladı Felek Düştü Peşimize. Kitabın adı bu. İlk duyduğumda ürpertti beni. Kendi kendime dedim ki; “Yahu bu nasıl bir söz! Adı bu olan bir kitabın münderecâtı kesinlikle lâletta’yin bir şey olamaz.” Ama acep ne ola ki? Vakit kaybetmeden temin edip okuma hissi uyandırdı bende. Derhal atımı nallayıp düştüm kitabın peşine..

Ulaşabildiğim kitaphane ve kütüphanelerde attan naldan bir iz yoktu. İnternette yaptığım araştırmadan da elle tutulur sonuç çıkmadı. Yalnız, yazarın Kirkor Ceyhan olduğunu öğrenip kitabın içeriği hakkında kısa bir arka kapak özetine muttali oldum. Bir gün elbet bir sahafta veya ekmeğinin peşinde el arabası ile eski kitap satan bir sokak satıcısında karşıma çıkar diyerek hevesimin atını yemleyip hana bağladım.

(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Geride bıraktığımız Kurban Bayramı’nda Maraş’a seyahatimizi trenle yapmaya karar verdik. Aslında uzun mesafeli bir tren yolculuğunu iki yıl önce de aklımdan geçirmiştim fakat akîm kalmıştı. Zira hızlı tren projelerinin havada uçuştuğu o günlerde Adana’nın doğusunda kalan hatlarda iyileştirme çalışmaları vardı ve seferler askıya alınmıştı. Kısmet bu zaman imiş.

İstanbul’dan Kahramanmaraş’a trenle ilk yolculuk tecrübemin üstünden yaklaşık otuz yıl geçti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

İstanbul Boğazı’na takılan ilk gerdanlık (1974’te hizmete girmesinden itibaren uzun süre öyle anılageldi) olan 15 Temmuz Şehitler köprüsünün Topkapı Sarayı’ndan bakıldığında sol ayağı Ortaköy’den, sağ ayağı ise Boğaz’ın Anadolu yakasındaki Beylerbeyi’nden yükselir.

Gerçi tam bir yıl önce bugünlerde, ismi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilen bu köprü gerdanlık olmaktan çıkıp milletin boğazını sıkan bir urgana dönüşmek üzereyken ciddi bedeller ödenerek -çok şükür- o bâdire atlatıldı. Biz de merhum Akif’in (daha&helliip;)

Read Full Post »

Yıllar önce bir Orta Anadolu seyahatinden kendi arabamızla İstanbul’a dönerken Kırşehir Mucur’da gözümüze çarpan ‘Seyfe Gölü’ levhası aklımızı çeldi, biraz zaman ayırıp gölü ve çevresini görmek istedik. O  arada edindiğimiz, bu gölün kuşların mekan tuttuğu bir yer olduğu bilgisinin verdiği şevkle anayoldan ayrılıp kuzeye doğru on küsur kilometre ilerleyerek göle vasıl olduk.

Mevsim yaz sonu-sonbahar olmalı ki gölün suyu hayli azalmıştı. (daha&helliip;)

Read Full Post »

İstanbul beyefendisi bir mimar ağabeyim var; az görüşürüz, öz görüşürüz. Yıllar önce mesleğim vesilesiyle tanıştım. Bir gün yine bir iş için ofisindeyim; görüşmemizi bitirdik, kalkmak için çayımın bitmesini bekliyorum. Havadan sudan konular da bitmiş olmalı ki sıra coğrafyaya geldi ve bana nereli olduğumu sordu. Maraş’lı olduğumu söyleyince duraksadı, koltuğuna biraz daha yaslandı ve ‘dur sana bir hatıramı anlatayım’ dedi..

Buyurun birlikte dinleyelim..

“Lise çağlarımda idim. Altmışlı yılların başları.. Bir keresinde turist rehberliği yapan kuzenimle ayrı ayrı yerlerden gelip Maraş’ta buluşmamızı gerektiren bir durum hasıl oldu. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Malumunuzdur; Yahya Kemal, içinde “Nice revnâklı şehirler görülür dünyada” mısraı geçen şiirine “Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul” sözleriyle başlar.. Ömrümün İstanbul mevsiminin ilk zamanlarında, hayalimde Yahya Kemal’i İstanbul’u seyretmek üzere üzerine yerleştirdiğim yegâne tepe Çamlıca Tepesi’ydi. Bu şiiri ve bunun üzerine Münir Nurettin Bey’in bestelediği şarkıyı uzun zaman önceden gûyâ bilirdim ama meğer o dönemde kendi “İstanbul cahiliyyesi dönemini” yaşayan biri olduğumdan habersizmişim.

Gerçi Mercimektepe’de cirit atan, yamaçlarından Şekerdere’ye yuvarlanmadan inilemeyen Tekke’yi bilen; Kaleden İt Tepesi’ni, Tekke’den Aladan’ı temâşâ ederek büyüyen biri için, (daha&helliip;)

Read Full Post »

O kadim gelenek devam ediyor, senede bir ay minareler arasına mahya asılıyor; bunun için şükrediyorum. Durumdan vazife çıkarıp, iki gökdelen arasına mahya asan işgüzar henüz çıkmadığı için de şükrediyorum..

Şükür ki hala başkalarıyla paylaşmak üzere iftar sofraları kuruluyor, birileri nimetten payına düşenleri bildiğimiz ve bilmediğimiz şekillerde paylaşmaya devam ediyor. Fırsatı ganimet bilip, “tutamadığın oruç için FAKİR yaz dört haneli numaraya gönder, alan fakirin ıslak imzalı alındı belgesi cebine gelsin!” diyen bir paragöze rastlamadığım için de şükrediyorum..

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: